28 Mart 2010 Pazar

Daum Balı Yine Sahnede


Bu kaçıncı kazanılan derbi Daum yönetiminde bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var, o da bu adamın bu balla daha çok derbi kazanacağıdır. He Galatasaray hak etti mi kazanmayı, tabii ki hayır ama, bilmem kaçıncı maçını sıfır pozisyonla tamamlamasına rağmen kazanan yine Fenerbahçe oluyorsa, bu olay Daum balından başka bir şeyle açıklanamaz.

Büyük maçların genelde zevksiz geçmesi kuralı bu maçta da geçerli oldu. Maçı tarafsız bir gözle öylesine izleyen bir seyirci, "bu muydu sizin merakla beklediğiniz maç?" diye afra tafra yapsa kimse ona bir şey diyemez. Galatasaray'ın seyircinin itelemesiyle de olsa birazcık gayreti, Fenerbahçe'nin kontratağa dayalı futbolu (gerçi bir kere bile kontra atağa çıkamadı o ayrı) maçı zaten yeterince zevksiz hale getirmişti. Oyunun çok durması, iki tarafın da beraberliğe razı bir görüntü vermesi gibi faktörler de eklenince ortaya 2 saatlik bir eziyetten başka bi' şey çıkmadı.

Böyle maçların altın kuralı bellidir. Atan kazanır. Duran toptan ya da saçma sapan bir hatadan gelebilecek golü kim atarsa, o maçı yüzde 90 kazanmış demektir ki, bu senaryo da aynen geçerli oldu bu maçta. Hatayı yapan Galatasaray oldu, maçı kazanan da doğal olarak Fenerbahçe.

Maçın zevksiz geçmesindeki önemli etkenlerden birisi olarak iki takımın da beraberliğe razı bir görüntü içerisinde olmasını göstermiştim. Peki bu maçtan çıkacak bir beraberlik hangi takıma yarıyordu diye sorsak, cevap olarak bu iki takımı da veremezdik. Bu maçtan beraberlik çıkması halinde buna sevinecek tek takım Bursaspor olurdu. O halde iki takımın da işlerine yaramayacağı halde beraberliğe oynaması mantıklı bir şey miydi?

İşte burada o meşhur ezeli rekabetin önemi ortaya çıkıyor taraflar açısından. Bu iki takım için şampiyonluk tabii ki çok önemlidir, ama ilk başta ezeli rakiplerini yenmek, yenemiyorsan da ona yenilmemek hedeftir. Zaten büyük maçların zevksiz geçmesinin temel sebepi de bu düşüncedir: Ezeli rakibini yenemiyorsan da yenilmeyeceksin. Yenilmeyeceksin ki taraftarının yüzüne bakabilecek yüzün olsun maçın ertesi günü. Ama ne kadar kapanırsan kapan, bir hata anı gelir, olmayacak bir top gol olur ve atan kazanır, yiyen kaybeder.

Bir parantez de Özhan Canaydın için açalım. Gerçi onun için ayrı bir yazı yazacaktım ama bu maçtaki bir olay tam üstüne denk geldi, buraya eklem yapmak daha uygun oldu.

Siz bakmayın arkasından herkesin üzüldüğüne, gözyaşı döktüğüne. 6-0'lık mağlubiyet sırasında Aziz Yıldırım'ı tebrik ettiği için hakkında demediğini bırakmayanlar, şimdi çok centilmen bir insandı diye arkasından ağlıyorlar. Peki, centilmenliği için Özhan Canaydın'dan övgüyle bahseden Galatasaray taraftarıyla, bir hata yaptı diye kendi kalecisi Leo Franco'yu kalan 20 dakika boyunca ıslıklayan Galatasaray taraftarı aynı değil mi?


İşte bu yüzden Özhan Canaydın bu ülke spor camiasına katbekat fazla gelen bir insandı. Ondaki spor anlayışı birazcık da diğer yöneticilere veya şu geniş taraftar kitlelerine geçmiş olsaydı, bu gün Türk sporu çok daha iyi yerlerde olabilirdi. Onu anmak için maçın başında alkışlarla saygı duruşunda bulunan seyirci, aynı maçta kendi oyuncusunu bir hata yaptı diye yuhalıyorsa, ne hallerde olduğumuz da çok güzel bir şekilde ortaya çıkıyor demektir, ayna gibi. Ee ne demişler;

Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Lafta çok iyisiniz hassınız da, pratikte bi' şey görünmüyor be abim-ablam. Saygı duruşuna gelince gösteriş olsun diye Canaydın'ı alkışlıyorsunuz da, kendi oyuncunuzu aynı maç içerisinde niye ıslıklıyorsunuz?

Özhan Canaydın çok büyük bir insandı, arkasından ağlayanların hak etmediği kadar büyük...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder