15 Şubat 2011 Salı

ODA TV: Dipsiz Kuyuya Atılan Son Muhalif


Bire bir kendi ismimle üye olabildiğim ilk ve tek internet sitesiydi Odatv. Hani diğer sitelere üye olurken karşılaşılan, "bu kullanıcı adı zaten mevcut, lütfen başka bir kullanıcı adı belirleyiniz" uyarısının karşıma çıkmadığı tek siteydi. Yani o kadar erken keşfedebilme şansına sahip olmuştum Odatv'yi. Ben okumaya başladığım sıralarda daha bu kadar üne kavuşmamıştı ama, yakın zamanın en çok ses getirecek haber sitesi olacağının sinyallerini de çok açık bir şekilde veriyordu; zamanla da öyle oldu zaten, internet medyasının en çok takip edilen haber sitesi haline geldi.

Soner Yalçın, benim hayranlığımı zaten bu siteyi kurmadan çok önce, yaptığı Oradaydım belgeselleriyle kazanmıştı. Yakın tarih hakkında pek çok konu ile ilgili ilk bilgilerimi o programlardan edinmiştim. Yaptığı bu harika programlarla ve gazetede haftalık yazdığı yazılarıyla ilgimi çeken Soner Yalçın'ın, bir haber sitesi kurduğunu öğrenince, koşulsuz bir şekilde atladım tabii ki; zaten ilk keşfedenlerden biri olmam da bu sayede gerçekleşmişti sanırım.

Aslına bakılırsa, bundan beş-altı yıl öncesine kadar, bu kadar da alternatifsiz bir durumda değildik. İrili ufaklı, kendi halinde yayın yapan muhalif kanallar veya merkez medyanın henüz bugünkü kadar sinmiş olmaması nedeniyle, televizyonda az da olsa aykırı sesler duyabiliyor, bu ağır faşizme karşı hissettiklerimizi ekranlardan da söyleyen birilerine rastlayabiliyorduk. Fakat iktidarın, artık faşizmin doruklarında gezmeye başlaması ile, bu geçen süre içerisinde bırakın merkez medyayı, o küçük kanallar bile birer birer teslim bayrağını çekmeye başladılar. Kiminin ekonomik sebepler, kiminin de patronlarının iş adamı olması ve bu nedenle de devletle kötü olmama kaygısı ile, bu yayın organlarının etkilerini kaybetmesi, artık televizyonda aykırı bir sese, bu iktidara veya yaşanan her türlü hukuksuzluğa karşı bir karşı duruşa rastlamayı çok zor bir hale getirdi. Şu anda merkez medya da dahil, TRT 1 ve TRT HABER en başta olmak üzere, cemaat kanallarından büyük haber kanallarına, büyüğünden küçüğüne kadar her kanal, bu baskıya boyun eğmiş durumda. Kendi olanaklarıyla bir şeyler yapmaya çalışan iki-üç küçük kanal ve gazete dışında, en yandaşından en tarafsız gibi görünmeye çalışanına kadar hepsi, artık iktidarın boyunduruğuna girmiş bulunmakta. Acı ama gerçek.

İşte böyle bir ortamda ODA TV, çok önemli bir misyon üstlenmişti ve bu misyonu da çok sağlam bir şekilde üzerinde taşıyordu. Her ne kadar bir internet sitesi olsa da, etkisi o anlı şanlı kanallardan, koca koca gazetelerden bile fazlaydı. Kısa zamanda yayıldı, kulaktan kulağa dolaştı ve büyüdü. Bir internet sitesi olarak, neredeyse bir TV kanalının ulaşabileceği kadar yaygın kitlelerce takip ediliyordu artık. Ben de çoğu haberini merakla takip eder, bu kadar doyurucu haber ve bilgiye ulaşmalarını şaşkınlıkla ve hayranlıkla takip ederdim. Benim birinci haber kaynağımdı artık. Bir önemli olay olduğunda, hemen ilk olarak Odatv'yi açar, hiçbir zaman da elim boş olarak oradan çıkmazdım. Siteye her girdiğimde aradığımı bulacağımdan emindim ve mutlaka doyurucu birkaç yazı okumadan çıkmayacağımı bilirdim. Bünyesinde çok sağlam yazarlar barındıran, kendi içinde tutarlı ve düşünce özgürlüğüne saygılı, farklı görüşlerden olsa da akıl ve mantık ekseninde bakıldığında ortak noktada buluşan yazıları bulabildiğim, olayların derinlemesine analiz edildiği, birçok özel dosyanın hazırlandığı, farklı başlıklardan da ilgi çekici konuların güzel bir dille anlatıldığı, çok kaliteli bir muhalefetin yapıldığı; kısaca bütün iyi nitelikleri hakeden, eşsiz bir haber sitesiydi Odatv. Gerçi bakmayın di'li geçmiş zaman kullandığıma, hala dimdik ayakta ve yayında.

Haberin kaynağı denilen yerde artık sadece Odatv vardı Türkiye'de. Durum böyleyken de, gündemi en çok meşgul eden konularda, özellikle Ergenekon ve Balyoz tertipleri hakkında da birçok özel habere imza atmış ve birçok belge ortaya çıkartmıştı. Bunun yanında, o bahsettiğimiz kaliteli muhalefet, yandaş medyaya ve yandaş yazarlara bilgilere ve belgelere dayanarak verilen sağlam ayarlar, hükümetin faşist uygulamalarına karşı takınılan korkusuz tavır, bir gün elbet oturtacaktı Oda Tv'yi de özel yetkili savcı Zekeriya Bey'in hedef tahtasına. O gün de dünmüş demek ki; 14 Şubat 2011.

Dipsiz kuyuları var bu adamların; isimleri Ergenekon ve Balyoz. Hoşlarına gitmeyen, kendilerine muhalefet eden, kendi boyundurukları altına girmeyi kabul etmeyen kim varsa, atıyorlar bu kuyulara hemen. En kısa ve en etkili çözüm yolu. Kimler girmedi ki bu kuyulara daha önce, isimlerini saysak bu yazıya sığmaz. Çıkması öyle kolay da olmuyor o kuyulardan; kimisi çıkamadan canını veriyor o kuyularda, kimisi ise çocuğunun büyümesine tanıklık edemeden, yıllarca hapis kalıyor; suçunu bile bilmeden.

Artık tek kişilik bir muhalefet olan Odatv'ye (ama muhalefetlerin en etkilisi), sıranın ne zaman geleceğini merak ediyordum doğrusu. İktidar bu kadar karşı duruşa kayıtsız kalamazdı, zira o dipsiz kuyular boşuna mı icat edilmişti? Mustafa Balbay da demiş zaten: "Burada içeri alınacaklar listesi hazırladık. Bu listenin başında da Soner Yalçın yer alıyordu. Böyle gazetecilik yaparsan, böyle olur diye düşünüyorduk." Evet, Mustafa Balbay'ın hazırladığı liste doğru çıkmıştı. Kuyuya atılma sırası şimdi Soner Yalçın ve yol arkadaşlarındaydı.


Odatv merkezine, imtiyaz sahibi Soner Yalçın, Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve Odatv editörü Ayhan Bozkurt’un evine baskın düzenlendi, polis arama yaptı ve bu isimler sorgulanmak üzere gözaltına alındı; Ergenekon kuyusuna atılmak üzere. Haber bütün gün medyada yer aldı zaten, dileyen açar okur. Üstüne pek fazla söylenecek bir şey de yok şu saatte. Zira artık söz Zekeriya Bey'de.

Bu dakikadan sonra hiçbirimizin, hiçbir şeyin garantisi yok. Ülke tamamen aşağıya doğru yuvarlanmakta ve ne yazık ki buna karşı bir çare bulunmuş değil. Bugün o kuyularda başkaları var, yarın herkes kendini oralarda bulabilir. Bu gidişata karşı koyabilecek bir irade de maalesef yok. Bütün her şey birkaç özel yetkili adamın iki dudağı arasında; onlar alın derlerse alınıyorlar, salın derlerse salınıyorlar. Olaylar ciddi anlamda boka sarmış durumda ve bu ülke her hafta sonu maç izlemeye, her akşam dizi izlemeye ara vermeden devam ediyor. Bu durumlardan haberdar olan ve bugün içi yanan kaç kişi vardır bilmiyorum ama, sayıları eminim ki bu akşamki Fenerbahçe maçını izleyen geniş kitleleri bulamaz. Olay bundan ibaret.

Şimdilik önümüzde tek bir ışık olarak Haziran ayındaki seçimler görünüyor. Ama ondan da bir AKP iktidarı çıkarsa, benim artık bu ülke adına hiçbir beklentim kalmayacak. Fırsatını bulur bulmaz, en kısa yoldan s.ktir olup gitmeye bakacağım buralardan, zerre kadar da özleyeceğimi zannetmiyorum. Ahmet Kaya bu ülke için (çok da haklı olarak) "Şerefsizlerin memleketi" demişti. Ben de bu seçimlerden de AKP'nin çıkması durumunda, bütün bağımı koparacağım bu şerefsizlerin memleketi ile. Gayrı kalmak için bir sebep yok, meydanı şerefsizlere bırakmak en doğrusu gibi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder